Bakışlara Sığdırılmış Bir Hayat...
Cihat TÖRE

Cihat TÖRE

Bakışlara Sığdırılmış Bir Hayat...

01 Ocak 1970 - 02:33

Tamamen bakışlara sığdırılmış ya da hapsedilmiş bir hayatın öyküsüdür Abdulkadir. Hayatını sadece gözleriyle yaşamaya çalışıyor. O, hayat dolu gözleriyle yürüyor; onlarla konuşuyor… Acıktığını, susadığını sadece gözleriyle ifade ediyor. Gözleriyle seviniyor, onlarla hüzünlenip, onlarla mutlu oluyor. Yer yer umutla bakar size, sevgiyle bakar kimi zaman, gıptayla bakar, sizdeki yaşamak istediği ya da yaşaması gerektiği o hayata… Bakarken hüzünlenir birden, eksikliğinin farkına varmışlığın verdiği o acıyla. Fakat içindeki o umut ve yaşama sevinci birden bire bir gülümseye dönüşür yüzünde…



Bakışlarında, yaşama isteğini görürsünüz. İnsanlara gıptayla bakan gözlerinde, hepimizin sahip olduğu ama farkında olmadığı o yaşam şartlarına olan bakışını görürsünüz. Kimseye muhtaç olmadan kendi elimizle yiyebildiğimiz, istediğimiz şekilde hareket edebildiğimiz, dışarı çıkıp yürüyebildiğimiz, gezip tozduğumuz, okuduğumuz, seyrettiğimiz, güldüğümüz, ağlamak istediğimiz yani kimi zaman isyan ettiğimiz kimi zaman da sevinçle yaşadığımız o hayata olan hayran bakışını görürsünüz. Hani onunda sahip olması gereken, hepimize sıradan gelen, o hayata olan bakışını… Tam da bu sırada, insan olduğunuzu hatırlatırcasına, içinizden bir şeylerin koptuğunu hissedersiniz. Ben merkezli bir hayatın içine hapsolmuş insanlığınızın dışarıya çıkmasını hissedersiniz.



Anne ve babasının 4 çocuğundan biri olan Abdulkadir, daha dört aylıkken menenjitle mücadele etmeye başlıyor. Daha sonra epilepsi tanısı konulan Abdulkadir, bu hastalığın getirdiği nöbetlerle mücadelesini sürdürmeye çalışıyor. Mütevazı bir hayat süren ailesi, hastalığın tedavi masraflarını karşılamayacak derecede maddi imkânlardan yoksun. Ayrıca aileye bakmakla yükümlü babanın işsiz olması, tek geçim kaynaklarının annesinin ördüğü dantellerden sağlanması, şartları daha da zorlaştırmıştır. Doğru düzgün tedavi imkânları olmayan ailenin çaresizliği, hastalığın daha da ilerlemesine sebep oluyor. Şuan 16 yaşında olan Abdulkadir, 6 yaşında bir çocuğun görünümünde. Şartları uygun olmayan ve birçok eksiği bulunan evinde, yatağa bağımlı bir halde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Hastalığı sebebiyle oturma problemi yaşayan Abdulkadir, yatağa bağlı yaşamak zorunda. Ancak maddi imkânlarından dolayı uygun bir yatağa sahip olamayan Abdulkadir’in sırtında oluşan yaralar, “Ben insanım!” diyen herkesin içinde oluşacak türden yaralar.

Her gün bitmek tükenmek bilmeyen isteklerimiz için masrafa girmekten kaçınmayan, istediğimiz her şeye sahip olma hırsıyla alışveriş yapan, tıka basa doymak için uğraşan, ihtiyacımız dışında birçok şeye hiç düşünmeden para harcayan bizler, yanı başımızda böyle dramları göremeyecek kadar kör mü olduk? Bedensel olarak engelsiz bir şekilde hayatın tadını çıkarırken, yatağa bağlı, temel ihtiyaçlarını bile gideremeyen bu ve bunun gibi insanlara yardım edemeyecek kadar insanlığımızdan mı uzaklaştık? Şimdi sorarım size her türlü olumsuzluğa rağmen gözlerindeki o ışığı bize yansıtan Abdulkadir mi yoksa bunu görmeyecek kadar kör olan biz mi engelliyiz? Bu gün bu dramı sizlerle paylaşmamı sağlayan değerli arkadaşımın dediği gibi, “Abdulkadir’in o bakışlarını görünce benim içim parçalandı. Günlerce yatamadım. Etrafımızda bu kadar muhtaç insan varken biz nasıl olur da her gece kafamızı yastığa rahat koyabiliyoruz?”

Siz değerli okurlarımızın bu konudaki hassasiyet ve duyarlılığına olan inancımdan, böyle dramatik bir olayı sizlerle paylaşma gereği duydum. Sizlerin böyle bir olaya sessiz kalamayacağınızı düşünüyorum. Unutmayın, bizim için bir şey ifade etmeyen bir adet yatak veya rahatça yıkanabileceği bir küvet bile Abdulkadir için yeni bir hayat sağlayabilir.  

Aileye yardım etmek için dergimizin iletişim bilgilerinden bizlere ulaşabilirsiniz.
Sağlıcakla kalınız…





Son Yazılar