Seçim Öncesi Dokunmak İstediklerim
Leyla Mihrinaz ENGİN

Leyla Mihrinaz ENGİN

Seçim Öncesi Dokunmak İstediklerim

05 Haziran 2015 - 12:11

Türkiye’de yıllardır aynı eksikliklerle, aynı yanlışlıklarla tekerrür eden bir siyaset arenası var. Şu seçim curcunasında olup bitene sessiz kalmak artık can sıkmaya başladı. Milleti temsil etme adına, halen hangi çizgide durması gerektiğine karar veremeyen insanların (milletvekili aday ve aday adaylarının) çok ciddi kişisel bozukluklarının olduğu gün gibi ortada.

 

Siyaset arenasındaki kararlılık, çok ciddi bir kişilik meselesidir. Ama mevcut milletvekili ve bakanlarımız âdeta TEM Oto yolundalarmış gibi, büyük bir hız ile şerit değiştirip duruyorlar. Bu nasıl bir kişiliktir, bu nasıl bir siyasi istikrardır, gerçekten dertleri kendileri mi yoksa temsil etmeyi düşündükleri halkı mı, anlamış değilim.

 

Düne kadar birbirlerinin açıklarını bulup birbirlerini yerden yere vurma pahasına bütün enerjilerini bu uğurda harcayıp halkla ilgilenme gücünden yoksun düşen bu insanlar, şimdide koltuk sevdasından, ekonomik beklentilerinden dolayı, birbirlerine göz kırpıp kol kola turlanmaya başladılar bile.

 

Şehir arenalarında ahkâm kesen, hiçbir köy yolunu bilmezken hattâ dillerini bile bilmezken şu ân köy yollarını han yoluna çeviren siyasetçiler! hepinizin sevimli ve şirin görünen maskeleriniz meclise kadar değil mi?

 

Artık tecrübelerimiz konuşuyor. Orda o kırmızı ceylan derisi koltuklarda bir hikmet mi var nedir, oturan kalkamıyor ve düşen maskenin altından, görünen dişlerden resmen, masum insanın emeği, kanı teri dökülmeye başlıyor. Maalesef bizi temsil etmek adına, oraya giden hiç kimseye güvenimiz kalmıyor. Emeğimiz ve güvenimiz ile oraya giden temsilci, bir eli büyüyen göbeğinde diğer eli kibarca havada, nanik ile selâm arası bir hareketle, sunî sunî gülücükler uçuruyor bize.

 

Kendi ekonomik, siyasi, kültürel, eğitim, sağlık sorunları için size bin umut ile oy veren halkın durumunu sırça köşklerde elbette analiz edemezsiniz. Memleketimde dil sorunu var, etnik köken sorunu var, açlıktan ölen var, cehalletten meydanlarda azgın boğa gibi adam, kadın, çocuk öldüren var. Memleketimde intihar var, deliren var. Yaşama küsen, size küsen kendine küsen var. Memleketimde inançsızlık var. Memleketimde kendinde artık güç bulamayıp size bel bağlayan ama hayal kırıklığına uğrayan var… Ama ne yapasınız ki, sizin de gücünüzün bağlı olduğu bir üst güç var. O üst gücün arka perdesi, arka perdede dönen, aklınızın hayalinizin alamayacağı kadar menfaat, entrika ve hesap var…Sen gününü kurtarmanın peşindeyken, dünyayı kurtaracağını sana inandıran şizofren beyinler var. Unutma ki kendine yetmeyen sana asla bir şey veremez. Unutma ki hareket, düşünce ipleri başkalarının elinde olana sen sadece bir merdiven basamağısın… Sen o yükselmek isteyen güç timsali hatta kendini peygamberle eşdeğer gören ego abidesinin kirli postalının temizlendiği ahşap bir basamaksın…sorun şu; sen neden başkasını kurtarıcı görürsün ki? Çünkü sen; bilinçli olarak güçsüz, takatsız umutsuz cahil, parasız bırakılmışsın ki göbekten güce bağlı olasın. Güç kim? Güç; kendine “maun” süresini referans kılıp, göbeği yemekten şişmiş, beyni egodan allak bullak, bedeni tenekeye dönüşenlerdedir. Senin gücünü kene gibi emip, gücüne güç katandadır. Unutma ki; seninle aynı koşulda yaşamayan seni anlamaz. Anlıyor gibi görünenler, kan emen vampir gibidirler.

 

Bu ülkede, siyasete bulaşmayıp ama yığınlarca çözüm önerisi ve pratiğine sahip on binlerce değerli insan vardır. Bunlar sağlıklı gözlemleyip demlenmeyi bekleyen insanlardır. Bunlar bilirler ki sahip oldukları cevher, meclis potasında eriyecek. Bu gün sokaklarda halka vaat ettikleri hiçbir şey gerçekleşmeyecek. Bu insanlar yalancı düşmek istemezler. Bu insanlar onur taşıyanlardır. Bu insanlar bu ülkede yaşayan tüm insanların acısını can-ı gönülden hissedip yapabileceklerini canları pahasına sunmaktan çekinmeyecek insanlardır.

 

Bu yüzdendir ki seçim arenaları, iki kelimeyi biraraya getiren veya getiremeyen, (maalesef bu da pek önemli değil) çarpıcı bir kostüme bürünen ve  sunî gülücükler uçurabilen insanların arenası oldu.

 

Ama halk öyle bir güçtür ki, anka kuşu gibi ölür doğar, ölür doğar, kendi külünden kendini bir daha bir daha onarır.

“Simurg uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yaprakları titrer her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olurdu. Bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök almasını sağlar ve böylece de (bu bitkiler yoluyla) insanoğlunun tüm hastalıklarını tedavi ederler.”

 

Son Yazılar