“Gücünüz yetiyorsa beni Kürt olarak yaratanı yargılayın”
Samethan Karabulut

Samethan Karabulut

“Gücünüz yetiyorsa beni Kürt olarak yaratanı yargılayın”

05 Haziran 2015 - 12:33

“Gücünüz yetiyorsa beni Kürt olarak yaratanı yargılayın”

Bir döneme damga vurdu Musa Anter’in bu sözleri...

Yargılayanlara karşı savurduğu en başarılı savunmaydı muhtemelen onun için. Onu yargılayanların sığındığı silahla vurmuştu onları... Yargılamak Allah’a mahsustu. Lakin o günlerde etnik kökenin ile yargılanmak, bu ülkenin fıtratındaki olguların biri olmaktan çıkamamış olmalı ki Musa Anter o savunmayı yapmak zorunda kaldı hâkime karşı. Kürtlerin ve zulüm gören tüm etnik kökenlerin gördüğü baskı, dayatma ve yargılama, onun bu sözleriyle bir nebzede olsa anlamlandı ve kalıp kazandı belki de. O günleri unutanlar Musa Anter’in bu sözleri ile irkilmeli ve geçmişini unutmadan, geleceğini oluşturmalı.

 

Ne değişti o günden bugüne?

 

Anter’in sözlerinden, bugüne kadar zulüm süregetiren dayatmacıların sıra ile ölüp gitmesinden başka, ne değişti acaba? Etnik kökenler anlam kazanabildi mi?  “Üstünlüğün fıtratta olmadığı” kavranabildi mi? En basitinden, o gün yasal olarak yasaklananlar, bugün yasaların yanlışı kabul edilip, düzeltildi mi?

 

Kimilerine göre bu soruların cevapları “evet” olsa da, bana göre bu cevap “katı bir hayırdır” Çünkü emin söylevler ve netlikler ile söyleyebilirim ki “Türkiye topraklarında hiçbir etnik köken, güven altında ve ortamında değildir.”

 

Bu gerçeğin yadsınamayacağını ve görülmesi gereken, nedensel olayların şahitliği ile izlenilmesinin elzem olduğunu, mantık kuramına sahip herkes bilebilir.

 

Bunu da bilmek naçizane ise eğer, bir kaç örnek vermek, yerinde olacaktır.

 

En basitinden Kürt bir çocuğa nüfus cüzdanında  doğum yeri “Yüksekova yazdığı için” düşman gözü ile bakılıyor ise ve o çocuk toplum içinde farklı bir kefeye konuluyor ise, etnik kökeni farklı aile, herhangi bir subjektif partinin gözünde düşmansa ve olumsuz tepkiler görüyor ise, Kürt bir vatandaşın ikinci adı “bölücü” ise, o ülkede etnik kökenler, en başta “Kürtler” güvence altında değildir demektir.

 

Peki, ne kadar devam edecek bu durum?


Etnik kökenlerin hakları, ne zaman yasalaştırılacak? Herşeyden önce, bu soruların cevabı verilecek mi?

 

Neyse ki bu hakları verecek siyasi güce sahip olanlar her muhtaç kaldıklarında, bu hakları pazara çıkarıyorlar ve bu haklar tekrar gündeme gelmiş oluyor. Bizde, cevabımızı almış oluyoruz. (!)

 

Açıkçası etnik kökenlerin hakları, siyasi meydanlarda pazara çıkarılıyor ve bu hakların verilmesi için menfaat talep ediliyor.  Bu hakların, alınan değil verilen haklar olduğunu yadsıyan “hak hukuk yoksunu söylemler” ise, miladını doldurmanın eşiğinde sürünüyor.

 

Çünkü artık herkes her şeyin farkında ve deyim yerindeyse, “uyutulan dev, uykusundan uyandı.” Darbeler bitti, darbeciler öldü, darbe mantalitesinden kurtulamayanlar, “halk darbesi”ni gördü. Her şeyden önce insanlar bilinçlendi. Dünyanın her yeri özgürleşmelere ve hak dağıtımlarına sahne oldu. Sıranın Türkiye’de olduğunu artık bilmeyen kalmadı. Yani demek istediğim, Dünya çağdaşlaşıyor, bizim bağnazlaşmamızın anlamı yok. Ya bu haklar verilecek ya da her dayatmaya bin “Anter” direnecek ...

 

Son Yazılar